1. Hîzb, Zâriyât Sûresi

Zâriyât Suresi 31. Ayeti Meali

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
Kâle femâ ḣatbukum eyyuhâ-lmurselûn(e)
1
kâle
dedi
2
fe
o halde, öyleyse
3
nedir
4
hatbu-kum
sizin hitabınız, söylemek istediğiniz
5
eyyuhâ
ey
6
el murselûne
resûller (elçiler)

Diyanet İşleri İbrahim, onlara: “O hâlde asıl işiniz nedir ey elçiler?” dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: «Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?» dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 1) İbrahim: «O halde asıl göreviniz nedir ey elçiler?» dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır İbrahim, o halde asıl me'muriyyetiniz nedir? ey mürselûn, dedi
Diyanet Vakfı (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı İbrâhim, işiniz nedir ey elçiler demişti.
Adem Uğur (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
Ahmed Hulusi (İbrahim): "Ey irsâl olunanlar. . . (Esas) işiniz (amacınız) nedir?" dedi.
Ahmet Tekin İbrahim:
'Asıl önemli işiniz nedir, ey elçiler?' dedi.
Ahmet Varol (Sonra): 'Peki sizin işiniz nedir ey elçiler!' dedi.
Ali Fikri Yavuz (Hz. İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere) dedi ki: “- O halde istediğiniz nedir? (Niçin gönderildiniz)? Ey elçiler!...”
Bekir Sadak Ibrahim: «Ey Elciler! Goreviniz nedir?» dedi.
Celal Yıldırım İbrahim, onlara : «Ey elçiler! Sizin iş ve isteğiniz nedir?» dedi.
Diyanet İşleri 2 İbrahim: 'Ey Elçiler! Göreviniz nedir?' dedi.
Fizilil Kuran İbrahim: «O halde işiniz nedir ey elçiler?» dedi.
Gültekin Onan (İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?"
Hasan Basri Cantay (İbrâhîm) «Ey gönderilmiş (melekler) sizin haal-ü şanınız nedir?» dedi.
Hayat Neşriyat (İbrâhîm:) 'O hâlde (asıl) mühim işiniz nedir, ey elçiler?' dedi.
Ibni Kesir Ey elçiler, işiniz nedir? dedi.
Muhammed Esed (İbrahim,) "Peki" dedi, "(başka) ne görüyorsunuz, ey (semavi) elçiler?"
Ömer Nasuhi Bilmen (31-32) (İbrahim aleyhisselâm) Dedi ki: «O halde mühim işiniz neden ibarettir ey gönderilmiş zâtlar?» (O melekler de) Dediler ki: «Şüphe yok, biz günahkârlar olan bir kavme gönderildik.»
Ömer Öngüt İbrahim: "O halde işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
Şaban Piris -Sizin asıl göreviniz nedir, ey elçiler? dedi.
Suat Yıldırım İbrâhim: "Peki sizin gelişinizin asıl sebebini öğrenebilir miyim ey değerli elçiler?" dedi.
Tefhim-ül Kuran (İbrahim) Dedi ki: «Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?»
Ümit Şimşek İbrahim 'Elçiler, işiniz nedir?' diye sordu.

Diyanet Tefsiri Daha önce nâzil olan Hûd ve Hicr sûrelerinde, Hz. İbrâhim’e insan kılığında meleklerin gelmesi, kendisi ve hanımı çok yaşlı oldukları halde, onlara bir oğul müjdelemeleri, ardından da Hz. Lût’un kavmini cezalandırmak üzere gönderildiklerini açıklamaları olayı; yine bu sûrelerde ve A‘râf sûresinde Lût kavminin acı âkıbeti anlatılmıştı (bk. A‘râf 7/80-84; Hûd 11/69-83; Hicr 15/51-77). Bu âyetlerde bazı detay farklarıyla aynı konuya yer verilmesi, 38-40. âyetlerde Firavun ve adamlarının, 41-46. âyetlerde de başka bazı kavimlerin başına gelenlere kısa kısa değinilmesi, bir taraftan gösterilen açık kanıtlara rağmen taşkınlıklarını ve müslümanlara eziyetlerini gittikçe arttıran müşrikler için bir uyarı, diğer taraftan da Resûl-i Ekrem ve ona gönülden bağlanan müminler için bir teselli anlamı taşımaktadır. Burada kıssanın misafir ağırlama bölümü, Allah Teâlâ’nın umulmadık bir anda ve biçimde, dilediği kullarını sıkıntıdan kurtarabileceğinin, bağnaz inkârcıları da kötü âkıbete çarptırabileceğinin anlaşılmasına ışık tutmaktadır (Râzî, XXVIII, 210). Kur’an’ın bir kıssaya “Sana ulaştı mı?” şeklinde bir soruyla başlaması, o olayın önemine dikkat çektiğini ve Resûlullah’ın onu ancak vahiy yoluyla bilebildiğini gösteren bir anlatım üslûbudur (Zemahşerî, IV, 28; İbn Âşûr, XXVI, 357). Misafirlerin melek oluşu ve kelimenin kök anlamları dikkate alınarak 24. âyette geçen mükremîn kelimesi “değerli” diye çevrilmiştir. Bu kelimenin “ikram edilenler” anlamını esas alan müfessirler bununla, bizzat Hz. İbrâhim ve eşinin misafirlere ikramda bulunup hizmet ettiklerine işaret edildiğini belirtirler (Taberî, XXVI, 207); fakat Allah Teâlâ katında ikrama mazhar oldukları için böyle nitelenmiş de olabilirler (İbn Atıyye, V, 177). 25. âyetin “(İçinden) ‘bunlar hiç de tanıdık kimseler değil’ demişti” diye tercüme edilen kısmı “(Onlara) ‘sizi tanımıyoruz, yabancısınız herhalde?’ demişti” şeklinde de anlaşılmıştır (başka yorumlarla birlikte bk. Taberî, XXVI, 208; Zemahşerî, IV, 29-30). 26. âyette kullanılan râğa fiili daha çok, “sözünü bitirir bitirmez, etrafındakilere belli etmeden bulunduğu yerden acele ayrılma”yı ifade eder (İbn Atıyye, V, 177). Olayın akışı dikkate alındığında Hz. İbrâhim farkına varılmayacak şekilde oradan ayrılması değil, gidiş sebebini belli etmeden yani onlara ikram hazırlığı gerekçesini açıklamadan müsaade almış olması muhtemeldir. Bu sebeple meâlde “belli etmeden ... gitti” denmiştir. Hûd sûresinin 69. âyetinde belirtildiği üzere, getirdiği buzağı kızartılmıştı. 27 ve 28. âyetlerde elçilerin yemeğe el sürmemeleri sebebiyle Hz. İbrâhim’in endişelenmeye başladığı belirtilmektedir. Hûd sûresinin 70. âyetinde bu husus daha açık biçimde ifade edilmiştir. Bu sebeple müfessirlerin bir kısmı, “Buyurmaz mısınız?” diye çevrilen cümleyi de onların yemediklerini farketmesi üzerine söylediğini düşünmüşler ve “Niçin yemiyorsunuz ki?” şeklinde anlamışlardır. Kitâb-ı Mukaddes’te ise onların kendileri için hazırlanan yemeği yedikleri yazılıdır (bk. Tekvin, 18/8). Geleneğe göre misafirin kendisine ikram edilen yemeği yememesi hasmâne düşünceler taşıdığının işareti sayılıyordu. Bazı müfessirler Hz.İbrâhim’in endişesinin bu sebebe dayandığı kanaatindedir (İbn Atıyye, V, 178); İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre ise Hz. İbrâhim’in endişesi onların melek olduğunu sezmiş ve azap ile görevli olarak geldiklerini düşünmüş olmasından kaynaklanmıştı (Zemahşerî, IV, 30). 29. âyette Hz. İbrâhim’in eşinin verilen haber (çocuk müjdesi) karşısındaki tepkisi tasvir edilirken kullanılan kelimelerle ilgili değişik açıklamalar yapılmıştır; bunlar, şaşkınlığını ifade eden bir ses çıkarması ve mahcubiyet içinde yahut hayretinden dolayı elleriyle yüzünü kapatmaya çalışması veya yüzüne vurması şeklinde özetlenebilir. Âyetin “heyecanla bağırarak” diye çevrilen kısmına, “Nazik bir edâ ile oraya geldi, yaklaştı” mânasını verenler de olmuştur (Zemahşerî, IV, 30; İbn Atıyye, V, 178; Şevkânî, V, 102). Lafzan “Yaşlı ve kısır bir kadın!” anlamına gelen hayret ifadesinin ögeleri iki türlü tamamlanarak açıklanmıştır: a) “Ben yaşlı ve kısır bir kadınım!”, b) “Yaşlı ve kısır bir kadın nasıl doğurabilir ki!” (İbn Atıyye, V, 178). Bir kısım müfessirler bu âyetlerdeki anlatım tarzıyla, misafire hemen geliş sebebini sormayıp önce ikramda bulunma, ikram hazırlığını belli etmeden yapma, olabildiğince en iyi ikramda bulunma, nezaketle buyur etme gibi misafir ağırlama âdâbı ile ilgili bazı kurallara işaret edildiği kanaatine ulaşmışlardır (Zemahşerî, IV, 30; Râzî, XXVIII, 213-214). 35-37. âyetler meleklerin Hz. İbrâhim’le konuşmalarının devamı olmayıp burada olayla ilgili ek bir bilgi verilmektedir. 35. âyetin başında yer alan ve meâlde “derken” şeklinde karşılık verdiğimiz “fâ” harfi, meleklerin Hz. İbrâhim’le yapılan konuşmadan sonra burada belirtilen noktaya kadar geçen ve Hûd sûresinde anlatılan gelişmelere gönderme yapma anlamı içerir (İbn Âşûr, XXVII, 7).

Kurdî / کوردی / Kürtçe (Îbrahîm) got ku: "Vêca xwestina we çiye gelî qasidan?"
Sahih International / English / Ingilizce [Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers?"
M.Pickthall / English / Ingilizce (Abraham) said: And (afterward) what is your errand, O ye sent (from Allah)?
Muhsin Khan / English / Ingilizce [Ibrahim (Abraham)] said: "Then for what purpose you have come, O Messengers?"
Yusuf Ali / English / Ingilizce (Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)?"
Shakir / English / Ingilizce He said: What is your affair then, O messengers!
Dr. Ghali / English / Ingilizce Said he, "So, what is your concern, you Emissaries?"
Albanian / Shqip / Arnavutça Ai (Ibrahimi) tha: “E ç’është puna juaj, o ju të dërguar?”
Azerbaijani / Azərbaycanca / Azerice (Sonra İbrahim) dedi: “Ey elçilər! Sizin işiniz nədir?”
Bosnian / Bosanski / Bosnakca "A šta vi hoćete, o izaslanici?" – upita Ibrahim.
Bulgarian / Български / Bulgarca Рече: “А какво ви е намерението, о, пратеници?”
Chinese / 中文 / Çince 他抳:「諸位使者啊!你怞酗偵糪t事呢H」
Simplified Chinese / 简体字 / Basit Çince 他说:�诸位使者啊!你们有什么差事呢?�
Czech / Česky / Çekçe A otázal se Abraham: "Jaká věc vás přivádí, vyslanci?"
Dutch / Nederlands / Hollandaca En Abraham zeide tot hen: wat is dus uwe boodschap, o gezanten van God?
Farsi / فارسی / Farsça (ابراهیم) گفت: «پس ای فرستادگان (خدا) کار و مأموریت شما چیست؟!».
Finnish / Suomi / Fince Ja Aabraham sanoi: »Mikä on asianne, viestintuojat?»
French / Français / Fransızca Alors [Abraham] dit: "Quelle est donc votre mission, ô envoyés?"
German / Deutsch / Almanca Abraham fragte: "Was ist euer Auftrag, ihr Gesandten?"
Hausa / Hausa Dili (Ibrãĩm) ya ce: "To mẽne ne babban al'almarinku, yã kũ Manzanni!"
Indonesian / Bahasa Indonesia / Endonezce Ibrahim bertanya: "Apakah urusanmu hai para utusan?"
Italian / Italiano / Italyanca Disse [Abramo]: «O inviati, qual è la vostra missione?».
Japanese / 日本語 / Japonca かれは言った。「それで,あなたがたの御用件は何ですか,使徒の方がたよ。」
Korean / 한국어 / Korece 그가 사자들이여 당신들 의 용무는 무엇입니까 물으니
Malay / Bahasa Melayu / Malayca Nabi Ibrahim bertanya: "(Selain dari itu) apa lagi tugas penting kamu wahai utusan Tuhan?"
Malayalam / മലയാളം / Malayalam Dili അദ്ദേഹം ചോദിച്ചു: ഹേ; ദൂതന്‍മാരേ, അപ്പോള്‍ നിങ്ങളുടെ കാര്യമെന്താണ്‌?
Maranao / mәranaw Pitharo iyan: "Antonaa i pagangin iyo, hay manga sogo?"
Norwegian / Norsk / Norveççe Abraham sa: «Hva er så deres ærende, dere utsendinger?»
Polski / Polish / Polonya Dili Abraham powiedział: "Jaka jest wasza sprawa, o wysłannicy?"
Portuguese / Português / Portekizce Perguntou Abraão: Qual é, então, a vossa incumbência, ó mensageiro?
Romanian / Română / Rumence Ei spuseră: “Noi am fost trimişi la un popor de nelegiuiţi
Russian / Россия / Rusça Он сказал: "Какова же ваша миссия, о посланцы?"
Somali / Somalice (Nabi Ibraahim) wuxuu ku yidhi xaalkiinnu see yahay kuwayohow la soo diray.
Spanish / Español / Ispanyolca Dijo: «¿Qué es lo que os trae, ¡enviados!?»
Swahili / Kiswahili / Swahili Dili AKASEMA: Basi ujumbe wenu ni nini, enyi mlio tumwa?
Svenska / Swedish / Isveççe [Abraham] sade: "Vad är [annars] skälet till ert besök, ärade budbärare?"
Tatarça / Tatarish / Tatarca Ибраһим җибәрелгән илчеләрдән: "Ий илчеләр, сез нинди эш белән килдегез?" – дип сорады.
Thai / ภาษาไทย / Tai Dili เขากล่าวว่า ดังนั้นความมุ่งหมายของพวกท่านคืออะไรเล่า โอ้บรรดาทูตเอ๋ย?
Urdu / اردو / Urduca ابراہیمؑ نے کہا کہ فرشتو! تمہارا مدعا کیا ہے؟
Uzbek / Ozbekcha / Özbekçe У:«Эй элчилар! Сизнинг ишингиз надир», деди.
Bengali / বাংলা / Bengalce ইব্রাহীম বললঃ হে প্রেরিত ফেরেশতাগণ, তোমাদের উদ্দেশ্য কি?
Tamil / தமிழர் / Tamilce (பின்னர் இப்றாஹீம்;) "தூதர்களே! உங்களுடைய காரியம் என்ன?" என்று வினவினார்.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>