4. Hîzb, Zâriyât Sûresi

Zâriyât Suresi 14. Ayeti Meali

ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ
Żûkû fitnetekum hâżâ-lleżî kuntum bihi testa’cilûn(e)
1
zûkû
tadın
2
fitnete-kum
fitnenizi
3
hâzâ
bu
4
ellezî
o, öyle ki o
5
kuntum
siz oldunuz
6
bi-hi
onu
7
testa’cilûne
acele istiyorsunuz

Diyanet İşleri (13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): “Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur.”
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) Onlara: «Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!» denecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 1) Tadın cezanızı! Budur işte o sizin acele istedığiniz!
Elmalılı Hamdi Yazır Dadın diye fitnenizi: bu, işte o sizin acele istediğiniz
Diyanet Vakfı Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)
Abdulbaki Gölpınarlı Tadın azâbınızı; işte buydu çabucak gelmesini istediğiniz.
Adem Uğur Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)
Ahmed Hulusi (Zebânîler der ki): "Azabınızı tadın! İşte o acele istediğiniz buydu!"
Ahmet Tekin 'Tadın azâbınızı! Küstahça, çabucak gelmesini istediğiniz şey işte budur.'
Ahmet Varol 'Tadın fitnenizi. [2] İşte bu çarçabuk gelmesini isteyedurduğunuz şeydir.
Ali Fikri Yavuz (Cehennemdeki melekler onlara şöyle derler): Tadın azabınızı. Bu (azab, dünyada iken) acele istediğiniz...
Bekir Sadak Onlara: «Azabinizi tadin; iste acele beklediginiz bu idi» denir.
Celal Yıldırım Fitnenizi tadın. İşte, acele isteyip durduğunuz şey budur.
Diyanet İşleri 2 Onlara: 'Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi' denir.
Fizilil Kuran Azabımızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte denir.
Gültekin Onan "Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir."
Hasan Basri Cantay (Onlara) «Tadın azabınızı. İşte (dünyâda) çarçabuk (gelmesini) isteyegeldiğiniz bu idi» (denilir).
Hayat Neşriyat (Zebâniler onlara:) 'Tadın azâbınızı! Kendisini acele istemekte olduğunuz şey,(işte) budur!' (derler.)
Ibni Kesir Tadın azabınızı, işte acele istediğiniz bu idi.
Muhammed Esed (ve o Gün,) "Bu sınanmayı yaşayın!" (denilecek,) "O kadar ısrarla istediğiniz şey budur işte!"
Ömer Nasuhi Bilmen (Onlara) Denilecektir ki: «Azabınızı tadın. Bu odur ki, bunu alel'acele ister idiniz.»
Ömer Öngüt Tadın azabınızı! Acele gelmesini istediğiniz şey işte bu idi.
Şaban Piris -Tadın azabınızı. Bu acele gelmesini istediğiniz şeydir.
Suat Yıldırım Onlara: "Tadın bakalım fitnenizi, tadın dünyada kaynattığınız fitne ateşinin neticesini! İşte gelmesini dört gözle beklediğiniz azap!" denilir.
Tefhim-ül Kuran «Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir.»
Ümit Şimşek Tadın azabınızı! Çabuklaştırılmasını isteyip durduğunuz şey işte budur.

Diyanet Tefsiri Kâinattaki muhteşem düzenin bir parçası olan göğün bâriz bir özelliği üzerine yemin edilerek inkârcılar tutarlı düşünmeye davet edilmektedir. Ardından, evrenin bir yaratıcısı olduğunu kabul ettikleri halde, sıra O’nun çağrısına uymaya gelince dürüst davranmayan, bunu geleneklerine ve çıkarlarına aykırı gördükleri için peygambere ve onun bildirimlerinde merkezî bir yere sahip olan hesap gününe inanmaya yaklaşmayan yalancı ve gafillerin âhirette karşılaşacakları azabın ne kadar çetin olacağına dair bir tasvire yer verilmektedir. Astronomi yazarları, gökyüzünü incelemek ve amatör bir astronom olmak için –genellikle sanılanın aksine– bir teleskopumuzun olması gerekmediğini hatırlatıp başlangıçta gereken tek şeyin gözlerimiz ve açık bir gökyüzü olduğunu belirtirler. Bu hususta özel bir konuma sahip olan Kur’an’ın ilk muhatapları için gökyüzünü gözlemek günlük hayatın tabii bir parçasını oluşturuyordu. Yılın büyük bir kısmında gökyüzünün berrak olması, güneş ve yağmur gibi etkenlerden korunma zamanları dışında hayatın genellikle açık mekânlarda geçmesi onları özellikle geceleri gökyüzünü ve gök cisimlerini dikkatle incelemeye yöneltiyordu. Nitekim Arap edebiyatında bu durumun etkileri açık biçimde görülmektedir. İşte Mekke döneminde inen birçok sûrede olduğu gibi burada da bazı önemli uyarılar yapılırken 7. âyette göğe yemin edilmiş ve muhatapların bunlar üzerinde daha bir dikkatli düşünmeleri gerektiği ima edilmiştir. Kuşkusuz bu imkân belirli bir dönemin ve coğrafyanın insanlarıyla sınırlı olmayıp Kur’an’ın verdiği ipuçlarından yola çıkacak herkes için ve özellikle bilimsel bilgiye erişme kolaylığına sahip olanlar için fazlasıyla mevcuttur. 7. âyette göğün sıfatı olarak geçen, “Alanları ayrılmış yıldız kümeleri ile dolu” diye tercüme ettiğimiz zâtü’l-hubük tamlaması değişik şekillerde açıklanmıştır. Bu tamlamada geçen hubük kelimesinin kök anlamı “sıkı bağlayıp sağlamlaştırmak; kumaşı sıkı, sağlam ve güzel bir biçimde dokumak”tır. Hubük, “habîke” veya “hıbâk”ın çoğuludur. Birincisi, “özenle ve sanatkârâne dokunmuş, yol yol, hâreli kumaş” demektir. Hıbâk da “rüzgârın tatlı esintisiyle denizde veya kumda meydana gelen dalga ve kıvrım” anlamına gelir. Saçların çok kıvırcık olması veya ondüle yapılması sebebiyle görülen dalgalanmalar için de (“hıbâk”ın çoğulu olan) “hubük” kelimesi kullanılır. Halkaları yol yol örüldüğünden dolayı zırh bu kökten gelen “mahbûke” sıfatıyla nitelenir. Çoğu müfessirler bu kelimenin “hâreli, yol yol, örgülü” anlamı içermesinden dolayı göğün sıfatı olan zâtü’l-hubük tamlamasına “düzgün yollara sahip” mânasını vermişlerdir. Bu gruptaki müfessirlerin bir kısmı bu ifadeyi yıldızların yörüngeleri, gökyüzünde yıldızlar sebebiyle oluşan şekiller veya galaksiler (gök adaları) şeklinde yorumlarken, bir kısmı da bununla irfana götüren; yüce yaratıcının birlik, kudret, ilim ve hikmetine delâlet eden yolların kastedildiği yorumunu yapmıştır. Sahâbe ve tâbiîn dönemi müfessirlerinin birçoğu ise bu tamlamaya, “düzgün ve güzel yaratılışlı” ve “sağlam yapılı” anlamlarını vermişlerdir. Bazıları da hubükten maksadın yıldızlar olduğu ve bunların göğü bir nakış gibi süslediğine işaret edildiği kanaatindedir. Bütün bu yorumlar dikkate alınarak 7 ve 8. âyetlerin içerdiği mesaj şöyle ifade edilebilir: Türlü gök cisimleri, sistemleri ve bunlara ait hareket düzenleriyle semâ çok sağlam, ince ve sanatkârane bir denge içermekte, akıl almaz bir âhenk içinde varlığını koruyan bu çeşitlilik ve güzellikler kuşkusuz tek bir kudreti işaretlemektedir. Şu halde insanlara yaraşan da farklılık ve çoklukların içinden birliğe ulaşabilmek, birbirini tutmayan söz ve davranışlardan kaçınmak, bunun tabii sonucu da yalnız ve yalnız tek Tanrı’ya kulluk etmektir. Dikkat edilmelidir ki 8. âyette tenkit edilen ve kınanan husus, farklı metotlar izlemek ve farklı görüşlere sahip olmak değil, müşriklerin bir yandan göklerin ve yerin Allah tarafından yaratıldığını söylerken diğer yandan putlara tapmaları, bir yandan öldükten sonra dirilmeyi inkâr ederken diğer yandan putların ileride kendilerine şefaat edeceklerini umarak ölüm sonrası hayatı kabul anlamına gelen bazı tavır ve uygulamalar içinde olmaları, bir yandan Resûlullah’ın güvenilirliğini, erdemlerini kabul ederken diğer yandan onu vahiy alma konusunda yalancılıkla suçlamaları; üstelik bunu yaparken onun için şair, kâhin, sihirbaz ve mecnun gibi, Kur’an için de şiir, sihir ve eskilerin masalları gibi çelişkili iddialar ileri sürmeleridir. Bazı ilk dönem müfessirleri burada mümin olsun kâfir olsun bütün insanlara hitap edildiği ve bu ifadenin, “Kiminiz iman, kiminiz inkâr ediyor, kiminiz doğru buluyor, kiminiz yalan sayıyor” mânasına geldiği kanaatindedirler (Taberî, XXVI, 189-191; Zemahşerî, IV, 26-27; İbn Atıyye, V, 172-173; Râzî, XXVIII, 197-198; Elmalılı, VI, 4528-4529). 9. âyetin “doğru yoldan” şeklinde tercüme edilen ve lafzan “ondan” anlamına gelen “anhü” kısmı için değişik yorumlar yapılmıştır. Genel kabule göre buradaki “o” zamiri, Kur’an, Hz. Peygamber veya onun haber verdiği kıyamet gününün yerini tutmaktadır. Bu takdirde âyetin açıklaması şöyle olur: Hidayet çağrısına kulak tıkayan ve gönlünü kapatanlar, ön yargılı düşünenler doğru yoldan yüz çevirirler, bu sebeple hidayete eremezler. Meâlde bu yorum esas alınarak, “Çarpık düşünceli olanlar doğru yoldan başkasına yönelirler” şeklinde bir tercüme yapılmıştır. Diğer bir anlayışa göre zamir önceki âyette eleştirilen çelişkili tutumu belirtmektedir. Bu durumda mâna şöyle olur: Gönlünü hidayet çağrısına kapatmayanlar o çelişkili tutumdan çevrilir, kendilerine iman nasip olur. İbn Atıyye bu yorumu güzel bulmakla beraber âyetteki “efeke” fiilinin daima iyiden kötüye dönmeyi belirtmek için kullanıldığını hatırlatarak bunun Arap dilindeki kullanıma uygun olmadığını ifade eder (Zemahşerî, IV, 27; İbn Atıyye, V, 172-173). Burada çelişkili söz ve tavırlardan yüz çeviren, onlara kulak asmayan müminler için bir övgü bulunduğu yorumu da yapılmıştır (Râzî, XXVIII, 198); ancak İbn Atıyye’nin uyarısı bu yorum açısından da geçerlidir.

Kurdî / کوردی / Kürtçe (Ji wan re tê gotin ku:) "Hûn þewata xwe tam kin" Evê hane tiþtê ku we pê dilezand.
Sahih International / English / Ingilizce [And will be told], "Taste your torment. This is that for which you were impatient."
M.Pickthall / English / Ingilizce (And it will be said unto them): Taste your torment (which ye inflicted). This is what ye sought to hasten.
Muhsin Khan / English / Ingilizce "Taste you your trial (burning)! This is what you used to ask to be hastened!"
Yusuf Ali / English / Ingilizce "Taste ye your trial! This is what ye used to ask to be hastened!"(4997)
Shakir / English / Ingilizce Taste your persecution! this is what you would hasten on.
Dr. Ghali / English / Ingilizce "Taste your temptation! (Or: trial) This is what you were seeking to hasten."
Albanian / Shqip / Arnavutça Përjetonie dënimin tuaj, ky është ai që kërkonit t’ju shpejtohet.
Azerbaijani / Azərbaycanca / Azerice (Mələklər onlara deyəcəklər: ) “Dadın əzabınızı! Bu sizin (dünyada) tez-tələsik gəlməsini istədiyiniz şeydir (əzabdır)!”
Bosnian / Bosanski / Bosnakca "Iskusite kaznu svoju – to je ono što ste požurivali!"
Bulgarian / Български / Bulgarca “Вкусете своето мъчение! Това е, за което бързахте.”
Chinese / 中文 / Çince 你拊襄敓A怐漲D罰吧!這就是你帔求忖暽窶{的。
Simplified Chinese / 简体字 / Basit Çince 你们尝试你们的刑罚吧!这就是你们要求早日实现的。
Czech / Česky / Çekçe "Okuste tuto svou zkoušku! Tohle je to, co přáli jste si uspíšit!"
Dutch / Nederlands / Hollandaca En men zal tot hen zeggen: Proeft uwe straf; dit is hetgeen gij verlangd hebt, dat verhaast zou worden.
Farsi / فارسی / Farsça (وبه آنها گفته می شود:) «عذاب خود را بچشید, این همان چیزی است که برای آن شتاب داشتید».
Finnish / Suomi / Fince Maistakaa nyt rangaistustanne. Tätä halusitte jouduttaa.
French / Français / Fransızca "Goûtez à votre épreuve [punition]; voici ce que vous cherchiez à hâter".
German / Deutsch / Almanca "Kostet nun eure Strafe aus! Ihr habt darauf gedrungen, daß sie euch schnell ereilt."
Hausa / Hausa Dili (A ce musu): "Ku ɗanɗani fitinarku, wannan shĩ ne abin da kuka kasance kunã nẽman zuwansa da gaggãwa."
Indonesian / Bahasa Indonesia / Endonezce (Dikatakan kepada mereka): "Rasakanlah azabmu itu. Inilah azab yang dulu kamu minta untuk disegerakan".
Italian / Italiano / Italyanca [sarà detto loro]: «Gustate la vostra prova! Ecco quello che volevate affrettare!».
Japanese / 日本語 / Japonca (言ってやるがいい。)「あなたがたの責め苦を味わえ。これこそあなたがたが,催促していたものである。」
Korean / 한국어 / Korece 이 벌을 맛보라 너희가 서둘 러 재촉했던 것이라
Malay / Bahasa Melayu / Malayca (Sambil dikatakan kepada mereka): "Rasalah azab seksa yang disediakan untuk kamu; inilah dia yang dahulu kamu minta disegerakan kedatangannya".
Malayalam / മലയാളം / Malayalam Dili ( അവരോട്‌ പറയപ്പെടും: ) നിങ്ങള്‍ക്കുള്ള പരീക്ഷണം നിങ്ങള്‍ അനുഭവിച്ച്‌ കൊള്ളുവിന്‍. നിങ്ങള്‍ എന്തൊന്നിന്‌ ധൃതികൂട്ടിക്കൊണ്ടിരുന്നുവോ അതത്രെ ഇത്‌.
Maranao / mәranaw "Taami niyo so kathotonga rkano! Giyaya so skano na pphagalokalokan iyo skaniyan!"
Norwegian / Norsk / Norveççe «Smak deres prøvelse! Dette er det dere ville ha påskyndet!»
Polski / Polish / Polonya Dili "Zakosztujcie waszego doświadczenia! To jest to, co staraliście się przyśpieszyć!
Portuguese / Português / Portekizce (Ser-lhes-á dito): Provai o vosso teste! Eis aqui o que pretendestes apressar!
Romanian / Română / Rumence Cei temători vor trăi în Grădini cu izvoare,
Russian / Россия / Rusça Вкусите ваше наказание, которое вы торопили.
Somali / Somalice Laguna dhihi dhadhamiya caddibaddii aad dadajisanayseen.
Spanish / Español / Ispanyolca «¡Gustad vuestra prueba! Esto es lo que estabais impacientes por conocer».
Swahili / Kiswahili / Swahili Dili Onjeni adhabu yenu! Haya ndiyo mliyo kuwa mkiyahimiza.
Svenska / Swedish / Isveççe [och en röst skall säga:] "Smaka eldprovet som ni [nu skall undergå]! Det är detta som ni ville påskynda."
Tatarça / Tatarish / Tatarca Газабыгызны татыгыз, бу ґәзаб үзегез ашыктырган ґәзабтыр.
Thai / ภาษาไทย / Tai Dili พวกเจ้าจงลิ้มรสการทดสอบของพวกเจ้าเถิด นี่คือสิ่งที่พวกเจ้าเร่งเร้ามัน
Urdu / اردو / Urduca اب اپنی شرارت کا مزہ چکھو۔ یہ وہی ہے جس کے لئے تم جلدی مچایا کرتے تھے
Uzbek / Ozbekcha / Özbekçe «Азобингизни татиб кўринг», сиз қачон бўлур? деб шошилган нарса-шу» (дейилур).
Bengali / বাংলা / Bengalce তোমরা তোমাদের শাস্তি আস্বাদন কর। তোমরা একেই ত্বরান্বিত করতে চেয়েছিল।
Tamil / தமிழர் / Tamilce "உங்களுடைய சோதனையைச் சுவைத்துப் பாருங்கள்," எதனை நீங்கள் அவசரப்படுத்திக் கொண்டிருந்தீர்களோ, இதுதான்.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>