4. Hîzb, Zâriyât Sûresi

Zâriyât Suresi 10. Ayeti Meali

قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ
Kutile-lḣarrâsûn(e)
1
kutile
öldürülsün, ölsün, kahrolsun
2
el harrâsûne
yalancılar, (zan ile) yalan söyleyenler

Diyanet İşleri (10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir” diyen) yalancılar kahrolsun!
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 1) O kahrolası yalancılar.
Elmalılı Hamdi Yazır O kahrolası yalancılar
Diyanet Vakfı Kahrolsun o koyu yalancılar!
Abdulbaki Gölpınarlı Lânet olsun geberesi yalancılara.
Adem Uğur Kahrolsun o koyu yalancılar!
Ahmed Hulusi Ölsün o yalancılar!
Ahmet Tekin Fikir adına, zanlarını, tahminlerini ileri sürenler, yalan-yanlış saçmalayanlar kahrolsun.
Ahmet Varol Kahrolsun o yalan uyduranlar,
Ali Fikri Yavuz Kahrolsun o yalancılar!...
Bekir Sadak (10-11) Yalanciligi itiyat edinenlerin, bilgisizlige saplanip kalanlarin canlari ciksin!
Celal Yıldırım Yalancı câhiller kahrolsun!
Diyanet İşleri 2 (10-11) Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
Fizilil Kuran O çeşitli görüşleri atan yalancılar kahrolsun.
Gültekin Onan Kahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler';
Hasan Basri Cantay Kahr olsun o koyu yalancılar!
Hayat Neşriyat Kahrolsun o yalancılar!
Ibni Kesir Kahrolsun o koyu yalancılar.
Muhammed Esed Onlar yalnızca kendilerini yok ederler, o anlayamadıkları şeyler hakkında zanda bulunanlar,
Ömer Nasuhi Bilmen (9-10) Ondan döndürülen kimse, döndürülür. O (muhtelif sözlü) yalancılar kahrolsunlar.
Ömer Öngüt Kahrolsun o koyu yalancılar!
Şaban Piris Kahrolsun yalancılar
Suat Yıldırım (10-12) O kahrolası yalancılar sarhoşluk ve cehalet içinde ne yaptıklarını bilmeden atıp tutarlar. Bir de alay ederek: "Ne zaman o hesap günü?" diye sorarlar.
Tefhim-ül Kuran Kahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler';
Ümit Şimşek Kahrolsun o yalancılar!

Diyanet Tefsiri Kâinattaki muhteşem düzenin bir parçası olan göğün bâriz bir özelliği üzerine yemin edilerek inkârcılar tutarlı düşünmeye davet edilmektedir. Ardından, evrenin bir yaratıcısı olduğunu kabul ettikleri halde, sıra O’nun çağrısına uymaya gelince dürüst davranmayan, bunu geleneklerine ve çıkarlarına aykırı gördükleri için peygambere ve onun bildirimlerinde merkezî bir yere sahip olan hesap gününe inanmaya yaklaşmayan yalancı ve gafillerin âhirette karşılaşacakları azabın ne kadar çetin olacağına dair bir tasvire yer verilmektedir. Astronomi yazarları, gökyüzünü incelemek ve amatör bir astronom olmak için –genellikle sanılanın aksine– bir teleskopumuzun olması gerekmediğini hatırlatıp başlangıçta gereken tek şeyin gözlerimiz ve açık bir gökyüzü olduğunu belirtirler. Bu hususta özel bir konuma sahip olan Kur’an’ın ilk muhatapları için gökyüzünü gözlemek günlük hayatın tabii bir parçasını oluşturuyordu. Yılın büyük bir kısmında gökyüzünün berrak olması, güneş ve yağmur gibi etkenlerden korunma zamanları dışında hayatın genellikle açık mekânlarda geçmesi onları özellikle geceleri gökyüzünü ve gök cisimlerini dikkatle incelemeye yöneltiyordu. Nitekim Arap edebiyatında bu durumun etkileri açık biçimde görülmektedir. İşte Mekke döneminde inen birçok sûrede olduğu gibi burada da bazı önemli uyarılar yapılırken 7. âyette göğe yemin edilmiş ve muhatapların bunlar üzerinde daha bir dikkatli düşünmeleri gerektiği ima edilmiştir. Kuşkusuz bu imkân belirli bir dönemin ve coğrafyanın insanlarıyla sınırlı olmayıp Kur’an’ın verdiği ipuçlarından yola çıkacak herkes için ve özellikle bilimsel bilgiye erişme kolaylığına sahip olanlar için fazlasıyla mevcuttur. 7. âyette göğün sıfatı olarak geçen, “Alanları ayrılmış yıldız kümeleri ile dolu” diye tercüme ettiğimiz zâtü’l-hubük tamlaması değişik şekillerde açıklanmıştır. Bu tamlamada geçen hubük kelimesinin kök anlamı “sıkı bağlayıp sağlamlaştırmak; kumaşı sıkı, sağlam ve güzel bir biçimde dokumak”tır. Hubük, “habîke” veya “hıbâk”ın çoğuludur. Birincisi, “özenle ve sanatkârâne dokunmuş, yol yol, hâreli kumaş” demektir. Hıbâk da “rüzgârın tatlı esintisiyle denizde veya kumda meydana gelen dalga ve kıvrım” anlamına gelir. Saçların çok kıvırcık olması veya ondüle yapılması sebebiyle görülen dalgalanmalar için de (“hıbâk”ın çoğulu olan) “hubük” kelimesi kullanılır. Halkaları yol yol örüldüğünden dolayı zırh bu kökten gelen “mahbûke” sıfatıyla nitelenir. Çoğu müfessirler bu kelimenin “hâreli, yol yol, örgülü” anlamı içermesinden dolayı göğün sıfatı olan zâtü’l-hubük tamlamasına “düzgün yollara sahip” mânasını vermişlerdir. Bu gruptaki müfessirlerin bir kısmı bu ifadeyi yıldızların yörüngeleri, gökyüzünde yıldızlar sebebiyle oluşan şekiller veya galaksiler (gök adaları) şeklinde yorumlarken, bir kısmı da bununla irfana götüren; yüce yaratıcının birlik, kudret, ilim ve hikmetine delâlet eden yolların kastedildiği yorumunu yapmıştır. Sahâbe ve tâbiîn dönemi müfessirlerinin birçoğu ise bu tamlamaya, “düzgün ve güzel yaratılışlı” ve “sağlam yapılı” anlamlarını vermişlerdir. Bazıları da hubükten maksadın yıldızlar olduğu ve bunların göğü bir nakış gibi süslediğine işaret edildiği kanaatindedir. Bütün bu yorumlar dikkate alınarak 7 ve 8. âyetlerin içerdiği mesaj şöyle ifade edilebilir: Türlü gök cisimleri, sistemleri ve bunlara ait hareket düzenleriyle semâ çok sağlam, ince ve sanatkârane bir denge içermekte, akıl almaz bir âhenk içinde varlığını koruyan bu çeşitlilik ve güzellikler kuşkusuz tek bir kudreti işaretlemektedir. Şu halde insanlara yaraşan da farklılık ve çoklukların içinden birliğe ulaşabilmek, birbirini tutmayan söz ve davranışlardan kaçınmak, bunun tabii sonucu da yalnız ve yalnız tek Tanrı’ya kulluk etmektir. Dikkat edilmelidir ki 8. âyette tenkit edilen ve kınanan husus, farklı metotlar izlemek ve farklı görüşlere sahip olmak değil, müşriklerin bir yandan göklerin ve yerin Allah tarafından yaratıldığını söylerken diğer yandan putlara tapmaları, bir yandan öldükten sonra dirilmeyi inkâr ederken diğer yandan putların ileride kendilerine şefaat edeceklerini umarak ölüm sonrası hayatı kabul anlamına gelen bazı tavır ve uygulamalar içinde olmaları, bir yandan Resûlullah’ın güvenilirliğini, erdemlerini kabul ederken diğer yandan onu vahiy alma konusunda yalancılıkla suçlamaları; üstelik bunu yaparken onun için şair, kâhin, sihirbaz ve mecnun gibi, Kur’an için de şiir, sihir ve eskilerin masalları gibi çelişkili iddialar ileri sürmeleridir. Bazı ilk dönem müfessirleri burada mümin olsun kâfir olsun bütün insanlara hitap edildiği ve bu ifadenin, “Kiminiz iman, kiminiz inkâr ediyor, kiminiz doğru buluyor, kiminiz yalan sayıyor” mânasına geldiği kanaatindedirler (Taberî, XXVI, 189-191; Zemahşerî, IV, 26-27; İbn Atıyye, V, 172-173; Râzî, XXVIII, 197-198; Elmalılı, VI, 4528-4529). 9. âyetin “doğru yoldan” şeklinde tercüme edilen ve lafzan “ondan” anlamına gelen “anhü” kısmı için değişik yorumlar yapılmıştır. Genel kabule göre buradaki “o” zamiri, Kur’an, Hz. Peygamber veya onun haber verdiği kıyamet gününün yerini tutmaktadır. Bu takdirde âyetin açıklaması şöyle olur: Hidayet çağrısına kulak tıkayan ve gönlünü kapatanlar, ön yargılı düşünenler doğru yoldan yüz çevirirler, bu sebeple hidayete eremezler. Meâlde bu yorum esas alınarak, “Çarpık düşünceli olanlar doğru yoldan başkasına yönelirler” şeklinde bir tercüme yapılmıştır. Diğer bir anlayışa göre zamir önceki âyette eleştirilen çelişkili tutumu belirtmektedir. Bu durumda mâna şöyle olur: Gönlünü hidayet çağrısına kapatmayanlar o çelişkili tutumdan çevrilir, kendilerine iman nasip olur. İbn Atıyye bu yorumu güzel bulmakla beraber âyetteki “efeke” fiilinin daima iyiden kötüye dönmeyi belirtmek için kullanıldığını hatırlatarak bunun Arap dilindeki kullanıma uygun olmadığını ifade eder (Zemahşerî, IV, 27; İbn Atıyye, V, 172-173). Burada çelişkili söz ve tavırlardan yüz çeviren, onlara kulak asmayan müminler için bir övgü bulunduğu yorumu da yapılmıştır (Râzî, XXVIII, 198); ancak İbn Atıyye’nin uyarısı bu yorum açısından da geçerlidir.

Kurdî / کوردی / Kürtçe Ewên pir derewkar bêne kuþtin!
Sahih International / English / Ingilizce Destroyed are the falsifiers
M.Pickthall / English / Ingilizce Accursed be the conjecturers
Muhsin Khan / English / Ingilizce Cursed be the liars,
Yusuf Ali / English / Ingilizce Woe to the falsehood-mongers,-
Shakir / English / Ingilizce Cursed be the liars,
Dr. Ghali / English / Ingilizce Slain are the constant conjecturers,
Albanian / Shqip / Arnavutça Mallkuar qofshin gënjeshtarët!
Azerbaijani / Azərbaycanca / Azerice Məhv olsun yalançılar! (Allah onlara lə’nət eləsin!)
Bosnian / Bosanski / Bosnakca Neka prokleti budu lažljivci
Bulgarian / Български / Bulgarca Проклети да са лъжците,
Chinese / 中文 / Çince 願常常說謊者被棄絕!
Simplified Chinese / 简体字 / Basit Çince 愿常常说谎者被弃绝!
Czech / Česky / Çekçe Nechť zhynou lháři prolhaní,
Dutch / Nederlands / Hollandaca Vervloekt mogen de leugenaars zijn.
Farsi / فارسی / Farsça مرگ (ولعنت) بر دروغگویان.
Finnish / Suomi / Fince Kirotut olkoot valehtelijat,
French / Français / Fransızca Maudits soient les menteurs,
German / Deutsch / Almanca Tod den Lügnern, die nur Mutmaßungen anstellen!
Hausa / Hausa Dili An la'ani mãsu ƙiri-faɗi.
Indonesian / Bahasa Indonesia / Endonezce Terkutuklah orang-orang yang banyak berdusta,
Italian / Italiano / Italyanca Maledetti i blasfemi
Japanese / 日本語 / Japonca 臆測者は処罰されよう。
Korean / 한국어 / Korece 거짓하는 자들 위에 저주가 있으리니
Malay / Bahasa Melayu / Malayca Binasalah orang-orang yang sentiasa mengeluarkan pendapat dengan cara agak-agak sahaja,
Malayalam / മലയാളം / Malayalam Dili ഊഹാപോഹക്കാര്‍ ശപിക്കപ്പെടട്ടെ.
Maranao / mәranaw Pimorkaan so manga bokhag,
Norwegian / Norsk / Norveççe Død over alle løgnmakere,
Polski / Polish / Polonya Dili Niech zginą kłamcy,
Portuguese / Português / Portekizce Que pereçam os inventores de mentiras!
Romanian / Română / Rumence ei, cei care sunt într-o prăpastie şi nu-şi dau seama!
Russian / Россия / Rusça Да будут убиты лжецы,
Somali / Somalice Waxaana la nacladay Beenalayaasha.
Spanish / Español / Ispanyolca ¡Malditos sean los que siempre están conjeturando,
Swahili / Kiswahili / Swahili Dili Wazushi wameangamizwa.
Svenska / Swedish / Isveççe Måtte [Gud] förgöra alla lögnare som påstår och gissar vad de inte kan veta,
Tatarça / Tatarish / Tatarca Ләгънәт булсын ялган сөйләп Коръәннән качучы кешеләргә.
Thai / ภาษาไทย / Tai Dili ผู้ที่กล่าวเท็จแก่ท่านนะบี จะถูกสาปแช่ง
Urdu / اردو / Urduca اٹکل دوڑانے والے ہلاک ہوں
Uzbek / Ozbekcha / Özbekçe Ёлғончиларга лаънат бўлсин!
Bengali / বাংলা / Bengalce অনুমানকারীরা ধ্বংস হোক,
Tamil / தமிழர் / Tamilce பொய் சொல்பவர்கள் அழிந்தே போவார்கள்.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>