2. Hîzb, Tevbe Sûresi

Tevbe Suresi 22. Ayeti Meali

خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا إِنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Ḣâlidîne fîhâ ebedâ(en)(c) inna(A)llâhe ‘indehu ecrun ‘azîm(un)
1
hâlidîne
kalacak olanlardır
2
fî hâ
onun içinde, orada
3
ebeden
ebediyen, ebedî
4
inne allâhe
muhakkak ki Allah
5
inde-hu
onun katında
6
ecrun
bir ecir, ücret, bedel
7
azîmun
azîm, büyük

Diyanet İşleri Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz, Allah katında büyük bir mükâfat vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) Onlar orada ebedi kalırlar. Çünkü en büyük mükâfat Allah katındadır.
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 1) Sonsuza dek sürekli kalacaklar onlar orada; çünkü en büyük mükafat ancak Allah katındadır.
Elmalılı Hamdi Yazır Ebedî kalmak üzere orada onlar, çünkü Allah, onun yanındadır ancak azîm bir ecir
Diyanet Vakfı Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük mükâfat vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı Orada ebedî kalırlar. Şüphe yok ki pek büyük mükâfât, Allah katındadır.
Adem Uğur Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük mükâfat vardır.
Ahmed Hulusi Onlar orada sonsuza dek kalırlar. . . Allâh ki, çok büyük mükâfat O'nun indîndedir!
Ahmet Tekin Onlar orada ebedî yaşarlar. Kesinlikle büyük mükâfatlar Allah katındadır.
Ahmet Varol Orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Muhakkak ki büyük ecir Allah katındadır.
Ali Fikri Yavuz Onlar, cennetlerde ebedî olarak kalıcıdırlar. Muhakkak ki, en büyük mükâfat Allah katındadır.
Bekir Sadak (21-22) Rableri onlara katindan bir rahmet, hosnutluk ve icinde tukenmez nimetler bulunan cennetleri mujdeler. Dogrusu buyuk ecir Allah katindadir.
Celal Yıldırım Onlar orada devamlı kalıcılardır. Şüphesiz ki en büyük mükâfat Allah katındadır.
Diyanet İşleri 2 (21-22) Rableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır.
Fizilil Kuran Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. Hiç şüphesiz büyük ödül Allah katındadır.
Gültekin Onan Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Tanrı, büyük mükafaat katında olandır.
Hasan Basri Cantay Onlar orada ebedî ve sermedî kalıcıdırlar. Çünkü Allah katında büyük ecir (ve mükâfatlar) vardır muhakkak.
Hayat Neşriyat (Onlar) orada ebedî olarak devamlı kalıcıdırlar. Şübhesiz ki (en) büyük mükâfât Allah katındadır.
Ibni Kesir Orada temelli kalıcıdırlar. Muhakkak ki Allah katında büyük mükafat vardır.
Muhammed Esed İçlerinde ebediyyen yerleşip kalacakları (bahçelerle). Demek ki, katında en büyük ödülü koyan Allahtır!
Ömer Nasuhi Bilmen (Onlar) Orada ebedîyyen bâki kalacaklardır. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ'nın indinde pek büyük bir mükâfaat vardır.
Ömer Öngüt Onlar orada ebedî kalacaklardır. Hiç şüphesiz ki Allah katında büyük bir mükâfat vardır.
Şaban Piris (21-22) Rab’leri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan, içlerinde ebedi ve sürekli kalacakları cennetleri müjdeler! Doğrusu büyük mükafat Allah katındadır.
Suat Yıldırım Onlar o cennetlerde ebediyyen kalacaklardır. Muhakkak ki en büyük mükâfat Allah’ın yanındadır.
Tefhim-ül Kuran Onda ebedi kalıcıdırlar. Hiç şüphesiz Allah, büyük mükâfat katında olandır.
Ümit Şimşek Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Gerçekten de Allah katında pek büyük bir ödül vardır.

Diyanet Tefsiri Bu âyetlerde, sağlam bir inanç üzerine temellendirilmemiş dinî davranışların Allah katında bir değere sahip olmadığı açıklanmaktadır.Bunun iyi anlaşılması için somut bir örneğe yer verilmiş, o günkü muhatap kitlenin yakından bildiği ve dine hizmet konusunda sembol haline gelmiş olan Kâbe ile ilgili bazı görevlere değinilmiştir. Âyetlerin iniş sebebiyle ilgili değişik rivayetler bulunmakla beraber, bunların içerdiği bazı bilgilerle âyetlerin nüzûl zamanı arasında uyumsuzluklar bulunmaktadır. Bu rivayetlerdeki bilgilerden hareketle âyetlerin, müslümanlar arasında çıkan bir tartışmada, hacılara su verme hizmetini üstlenen ve Mescid-i Harâm’ın onarım ve bakımı ile meşgul olan müşriklerin müminler gibi sevap alıp alamayacaklarının konuşulması ve durumun Resûlullah’a sorulması üzerine indiği söylenebilir (Taberî, X, 94-97; İbn Atıyye, III, 16-17; Şevkânî, II, 392-394). Bununla birlikte, âyetlerin ifadesi mutlaktır ve hedefi geneldir; içeriği de, birçok âyette değişik vesilelerle ve farklı üslûplarla ortaya konan iman-amel arasında güçlü bir ilişki bulunduğu fikriyle ve davranışlarda sırf Allah’ın hoşnutluğunu gözetmenin önemli olduğu ilkesiyle örtüşmektedir. Bütün bu anlatımların ortak noktası şudur: Aklî ölçülere ve geleneklere göre ne kadar yararlı ve önemli sayılırsa sayılsın, bir işin Allah katında değer kazanmasının ön koşulu, Allah’a ortak koşmamak ve O’nun hoşnutluğunu kazanma iradesine sahip olmaktır. Câhiliye döneminde Kâbe’nin bakımı ve hacılara yardımcı olmak için oluşmuş hizmet birimleri ve bu hizmetlerin yürütülmesine ilişkin gelenekler vardı. Hz. Peygamber’in dedelerinden Kusay zamanında (İslâm’dan yaklaşık 150 yıl önce) Kureyş’e geçen bu hizmetlerin sorumluluğunu üstlenmek onurlu bir görev sayıldığı gibi bir yandan da ekonomik faydalar sağlıyordu. 19. âyette iki önemli hizmete (sikåye ve imâre) değinilmiş olmakla beraber burada sadece bu iki işin değil, genel olarak Mescid-i Harâm’a ve hacılara verilen hizmetlerin kastedildiği anlaşılmaktadır. Sikåye, hacılara içecek su temin etme görevini, imâre ise Kâbe’nin bakım ve onarılması görevini ifade etmektedir. Bu ikinci görevin süreklilik taşıyan yönü sidâne ve hicâbe şeklinde anılır; Kâbe’nin perdedarlığı, Kâbe anahtarının muhafaza edilmesi demektir. Âyette bu iki görevin (sikåye ve imâre) zikri ile yetinilmesinin sebebi, Resûlullah’ın Mekke’nin fethinden sonra Câhiliye âdetlerinin kaldırıldığını ve sadece sikåye ile sidânenin bırakıldığını bildirmiş olmasıyla izah edilebilir. Âyetlerin iniş sebebini gösteren rivayetlerde –müşrik olduğu halde yaptığı hizmetten ötürü Allah katında sevap kazanıp kazanamayacağı tartışılan kişiler için– söz konusu edilen görevlerin bu iki hizmet olması da muhtemeldir (Derveze, XII, 93-94). Yukarıda belirtilen konuya hazırlık olmak üzere 17-18. âyetlerde, mescidlerin imar edilmesi konusuna ve kendi inkârcılıklarını görüp bildikleri halde putperestlerin Allah’a ibadet yeri olan mescidleri imar edemeyeceklerine değinilmiştir. 17. âyetin “inkârlarına bizzat kendileri tanıklık edip dururlarken” şeklinde çevrilen kısmı, “Resûlullah’ın peygamberliğini açıkça inkâr ettikleri, Kâbe’ye putlar dikip onlara tapındıkları ve Kâbe’yi çıplak olarak tavaf ettikleri halde” gibi mânalarla açıklanmıştır (Râzî, XVI, 8). Burada “imar etme” ile mescidlerin maddî anlamdaki imarının yani inşası, onarımı ve bakımının mı yoksa mânevî yönden ayakta tutulması için gerekli işlerin yapılmasının mı kastedildiği üzerinde durulmuştur. Âyet her iki mânaya açık durmakla beraber, mescidlere gereken ilgiyi gösterme, Resûlullah’ın uygulamaları ışığında caminin fonksiyonlarını belirleyip bunları canlı tutma, özellikle Allah’a kulluk ve İslâm kardeşliğinin pekiştirilmesi amacına dönük faaliyetlerle mescidleri ihya etme anlamı daha güçlü bulunmuştur. Cami inşası faaliyetlerinde nicelik ve nitelik yönlerinden birtakım aşırılıkların bulunduğu bir gerçektir. Fakat bu konu değerlendirilirken basit mukayeseler yapılarak dindar insanların Allah’a kulluk edilen mekânlara ihtimam gösterme duyguları rencide edilmemelidir. Unutulmamalıdır ki, Resûlullah zamanındaki sadelik sadece mescidlere özgü bir özellik değildi. Sosyal ve iktisadî şartların değişmesiyle kişisel yaşantılarında refah düzeyini yükselten, kendi meskenleri ve diğer sosyal faaliyet mekânları için büyük harcamalar yapan müslümanların mâbedlerini eski sadelik ve basitliği içinde korumaları beklenemezdi. Kaldı ki cami ve mescidlerin ibadetin yanı sıra eğitim ve benzeri alanlarla ilgili önemli fonksiyonları da vardı. Öte yandan dikkatten kaçırılmaması gereken bir husus şudur: Estetik düşüncesinin her şeyden önce günlük hayatın en çok ilgili olduğu mekânlara yansıtılmaya çalışılması çok doğaldır ve cami mimarisi müslümanlar için sanatı geliştirme ve sanat ruhunu topluma aşılama açısından çok verimli bir alan oluşturmuştur.Günümüzde bu konunun sağlıklı bir planlamaya kavuşturulamamış ve disipline edilememiş olması ise maalesef bu alandaki faaliyetlerin ehil olmayan ellerde kalmasına, dolayısıyla dine karşı haksız eleştirilerin yöneltilmesine yol açmaktadır.

Kurdî / کوردی / Kürtçe Ewan bi xweber jî di wê bihiştê da hey manok in. Bi rastî li bal Yezdan xelatên mezin hene.
Sahih International / English / Ingilizce [They will be] abiding therein forever. Indeed, Allah has with Him a great reward.
M.Pickthall / English / Ingilizce There they will abide for ever. Lo! with Allah there is immense reward.
Muhsin Khan / English / Ingilizce They will dwell therein forever. Verily, with Allah is a great reward.
Yusuf Ali / English / Ingilizce They will dwell therein for ever. Verily in Allah.s presence is a reward, the greatest (of all).(1271)
Shakir / English / Ingilizce Abiding therein for ever; surely Allah has a Mighty reward with Him.
Dr. Ghali / English / Ingilizce Eternally therein (abiding) forever; surely in the Providence of Allah is a magnificent reward..
Albanian / Shqip / Arnavutça Ata aty do të jenë të pasosur e te All-llahu është shpërblim i madh.
Azerbaijani / Azərbaycanca / Azerice Onlar orada əbədi qalacaqlar. Böyük mükafat, həqiqətən, Allah yanındadır!
Bosnian / Bosanski / Bosnakca vječno i zauvijek će u njima boraviti. Uistinu, u Allaha je nagrada velika.
Bulgarian / Български / Bulgarca там ще пребивават вечно и завинаги. При Аллах има огромна награда.
Chinese / 中文 / Çince 而永居其中。在真主那裡確有咫j的報酬。
Simplified Chinese / 简体字 / Basit Çince 而永居其中。在真主那里确有重大的报酬。
Czech / Česky / Çekçe a v nichž budou navěky nesmrtelní, neboť u Boha je věru odměna nesmírná.
Dutch / Nederlands / Hollandaca Zij zullen daarin eeuwig verblijven; want de belooning van God is groot.
Farsi / فارسی / Farsça همواره در آن جاودانند, بی گمان اجر (وپاداش) بزرگ نزد خداوند است.
Finnish / Suomi / Fince jääden sinne ainiaaksi, Jumalan luona on totisesti suuri palkinto.
French / Français / Fransızca où ils demeureront éternellement. Certes il y a auprès d'Allah une énorme récompense
German / Deutsch / Almanca Darin werden sie ewig bleiben. Bei Gott ist überaus großer Lohn.
Hausa / Hausa Dili Sunã madawwamã a cikinsu, har abada. Lalle ne Allah a wurinSa akwai lãda mai girma.
Indonesian / Bahasa Indonesia / Endonezce mereka kekal di dalamnya selama-lamanya. Sesungguhnya di sisi Allah-lah pahala yang besar.
Italian / Italiano / Italyanca in cui rimarranno per sempre. Presso Allah c'è mercede immensa;
Japanese / 日本語 / Japonca かれらは永遠にその中に住むであろう。アッラーの御許には最大の報奨がある。
Korean / 한국어 / Korece 그들은 그곳에서 영생하리니 실로 큰 보상은 하나님께 있노라
Malay / Bahasa Melayu / Malayca Mereka kekal di dalamnya selama-lamanya. Sesungguhnya Allah, menyediakan di sisiNya pahala yang besar.
Malayalam / മലയാളം / Malayalam Dili അവരതില്‍ നിത്യവാസികളായിരിക്കും. തീര്‍ച്ചയായും അല്ലാഹുവിന്‍റെ അടുക്കലാണ്‌ മഹത്തായ പ്രതിഫലമുള്ളത്‌.
Maranao / mәranaw Makakal siran on sa dayon sa dayon. Mataan! a so Allah na adn a zisii Rkaniyan a balas a mala.
Norwegian / Norsk / Norveççe Der skal de være og bli. Sannelig, hos Gud finner en stor lønn.
Polski / Polish / Polonya Dili Będą w nich przebywać na wieki. Zaprawdę, u Boga jest nagroda ogromna!
Portuguese / Português / Portekizce Onde morarão eternamente, porque com Deus está a magnífica recompensa.
Romanian / Română / Rumence O, voi cei ce credeţi! Nu-i ţineţi de prieteni pe taţii şi pe fraţii voştri, dacă ei iubesc mai mult tăgada decât credinţa. Cei dintre voi care îi vor fi luat ca prieteni, sunt nedrepţi.
Russian / Россия / Rusça Они пребудут в них вечно. Воистину, Аллах вознаграждает великой наградой.
Somali / Somalice iyagoo ku waari dhexdeeda waligood Eebe agtiisaana Ajir wayn yahay.
Spanish / Español / Ispanyolca en los que estarán eternamente, para siempre. Alá tiene junto a Sí una magnífica recompensa.
Swahili / Kiswahili / Swahili Dili Watadumu humo milele. Hakika kwa Mwenyezi Mungu yapo malipo makubwa.
Svenska / Swedish / Isveççe och där de skall förbli till evig tid; ja, en rik belöning [väntar] dem hos Gud!
Tatarça / Tatarish / Tatarca Алар җәннәтләрдә мәңге калырлар, шиксез Аллаһ хозурында олугъ әҗерләр бар.
Thai / ภาษาไทย / Tai Dili “โดยที่พวกเขาจะพำนักอยู่ในสวนสวรรค์เหล่านั้นตลอดกาล แท้จริงอัลลอฮ์นั้น ณ ที่พระองค์มีรางวัลอันยิ่งใหญ่”
Urdu / اردو / Urduca (اور وہ) ان میں ابدالاآباد رہیں گے۔ کچھ شک نہیں کہ خدا کے ہاں بڑا صلہ (تیار) ہے
Uzbek / Ozbekcha / Özbekçe Улар унда абадий қолувчилардир. Албатта, Аллоҳ, ҳузурида улуғ ажр бор зотдир.
Bengali / বাংলা / Bengalce তথায় তারা থাকবে চিরদিন। নিঃসন্দেহে আল্লাহর কাছে আছে মহাপুরস্কার।
Tamil / தமிழர் / Tamilce அவற்றில் அவர்கள் என்றென்றும் தங்குவார்கள், நிச்சயமாக அல்லாஹ்விடத்தில் (அவர்களுக்கு) மகத்தான (நற்) கூலி உண்டு.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>