4. Hîzb, Kevser Sûresi

Kevser Suresi 1. Ayeti Meali

إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
İnnâ a’taynâke-lkevśer(a)
1
innâ
muhakkak ki biz
2
a’taynâ-ke
biz sana verdik
3
el kevsere
kevser

Diyanet İşleri Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) Muhakkak biz sana Kevser'i verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 1) Muhakkak Biz, sana Kevseri'i verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır Biz verdik sana hakikatte kevser
Diyanet Vakfı (1-3) (Resûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.
Abdulbaki Gölpınarlı Şüphe yok ki biziz sana kevseri veren.
Adem Uğur (Resûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik.
Ahmed Hulusi Muhakkak ki biz verdik sana O Kevser'i!
Ahmet Tekin Biz Kevser’i, peygamberliği, Kur’ân’ı, hayrı ilke edinen bir ümmeti, dünya hâkimiyetini, âhiret saadetini, lütfumuz ve ihsanımızla sana verdik.
Ahmet Varol Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik.
Ali Fikri Yavuz (Ey Rasûlüm), gerçekten biz sana (cennetdeki Havz-ı) Kevseri = pek çok hayırları verdik.
Bekir Sadak Dogrusu sana pek cok nimet vermisizdir.
Celal Yıldırım ki biz sana Kevser'i verdik.
Diyanet İşleri 2 Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir.
Fizilil Kuran Ey muhammed! Doğrusu biz sana pek çok nimet vermişizdir.
Gültekin Onan Süphesiz, biz sana Kevser'i verdik.
Hasan Basri Cantay (Habîbim) hakikat, biz sana, Kevseri verdik.
Hayat Neşriyat (Habîbim, yâ Muhammed!) Şübhesiz ki biz sana Kevser’i verdik.
Ibni Kesir Gerçekten Biz; sana, Kevser'i verdik.
Muhammed Esed Bak, Biz sana bol nimet verdik:
Ömer Nasuhi Bilmen Şüphe yok ki, Biz sana Kevser'i verdik.
Ömer Öngüt Resulüm! Gerçekten biz sana tükenmeyen pek çok nimet vermişizdir.
Şaban Piris Biz sana sayısız nimetler verdik.
Suat Yıldırım Biz gerçekten sana verdik kevser.
Tefhim-ül Kuran Şüphesiz, biz sana Kevser'i verdik.
Ümit Şimşek Biz sana Kevser'i verdik.

Diyanet Tefsiri Kevser kelimesi “çokluk” mânasına gelen “kesret” kökünden türemiş olup çok değerli ve çok önemli şeyleri ifade eder. Tefsirlerde kevser, “çok hayır, Kur’ân-ı Kerîm, Kur’an’la ilgili ilimler ve mümine dinî hayatında tanınan kolaylıklar, peygamberlik, makam-ı mahmûd (bk. İsrâ 17/79), cennetteki bir nehir veya havuz, Hz. Peygamber’in nesli, ashabının ve ümmetinin çokluğu, duasının kabul olması, şanının yüceliği, başkasını kendine tercih etme, kalbin nuru, şefaat, mûcizeler, kelime-i tevhid, din konusundaki bilgi, beş vakit namaz, İslâm dini” gibi çeşitli anlamlarda yorumlanmıştır (bk. Taberî, XXX, 208-209; Şevkânî, V, 593). Ancak biz, bunlar içinde Şevkânî’nin de uygun bulduğu, “çok hayır” anlamına uygun düşen “bitip tükenmez iyilik” şeklindeki kapsamlı anlamı tercih ettik. Râzî, buradaki kevser kelimesiyle Duhâ sûresinden buraya kadar doğrudan veya dolaylı ifadelerle Cenâb-ı Hakk’ın, resulüne lutfettiği, her biri dünyalara değer nimetlerin, şan ve şeref sebeplerinin kastedildiğini belirterek, dolaylı bir ifadeyle ona, “Sen de bu lutufkâr rabbine ibadet etmek ve kullarını kendileri için en iyi olan yola çağırmakla meşgul ol” buyurulduğunu söyler. Aynı müfessire göre kevser kelimesi, Allah’ın, Resûl-i Ekrem’i düşmanlarına karşı koruyup kendisine zaferler nasip edeceği, dünya ve âhirette bol nimetler bağışlayacağı yönünde müjdeler de içermektedir (daha fazla bilgi ve başka yorumlar için bk. Râzî, XXXII, 119-128). Erkek çocuğu yaşamadığı için kendisine “sonu yok, nesli kesik” diyen müşriklerin sözlerinden dolayı üzülmüş olan Hz. Peygamber’e kevser, yani bitip tükenmez nimetler verildiği müjdelenerek üzüntüsü giderilmiş, müşriklerin bu konudaki dedikoduları reddedilmiş ve Hz. Peygamber’in şanının yüceliği gösterilmiştir. 2. âyette, kendisine pek çok hayır lutfedilmiş olan Hz. Peygamber’in bu nimetlerin şükrünü eda etmek üzere sadece Allah’a yönelerek namaz kılması ve O’nun rızâsı için değerli mallarından kurban kesmesi emredilmiş; bu suretle putlar için kurban kesen müşriklerin çok tanrılı inancını silip tevhid inancını yerleştirmesi ve kesilen kurbanlar sayesinde sosyal yardımın sağlanması amaçlanmıştır. Bilindiği gibi namaz, azdan çoğa göre arttırılarak Mekke döneminde, yaygın kanaate göre hicretten üç yıl kadar önce gerçekleşen mi‘rac olayı sırasında farz kılınmış; kurban ibadeti ise Hz. Peygamber tarafından hicretten iki yıl sonra uygulanmaya başlanmıştır. Bu âyette geçen namazın beş vakit namaz mı, bayram namazı mı olduğu konusunda farklı tesbit ve değerlendirmeler vardır. Âyetteki kurbanın da vâcip veya sünnet kurban mı yoksa nâfile de dahil mutlak kurban mı olduğu tartışmalıdır. Bize göre âyette vurgulanan husus, belli bir namaz ve kurban olmayıp bütün namaz, kurban ibadetlerinin, yalnızca Allah’a, bütün nimetlerin sahibine özgü kılınması, yalnızca rabbe ibadet edilmesidir. “Kurban kes” diye çevirdiğimiz cümleye, “Namaz kılarken göğsün kıbleye dönük olsun, tekbirlerde ellerini göğüs hizasına kadar kaldır” mânaları da verilmiştir (Şevkânî, V, 594). Araplar erkek çocuğu olmayan kimseyi “sonu yok, soyu kesik” gibi sıfatlarla niteler ve bu tür lakaplarla anarlardı. Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. Peygamber’in erkek çocukları ölünce müşrikler onu da ebter lakabıyla anmaya başlamışlar ve “Bırakın onu; o, sonu gelmeyecek, soyu kesik bir adamdır!” diyerek hakaret etmek istemişlerdir (bk. Taberî, XXX, 212). İşte 3. âyet, onların bu davranışlarını kınamakta, her ne kadar erkek çocukları bulunsa da asıl soyu kesileceklerin kendileri olduğunu haber vermektedir. Çünkü onlar kıyamete kadar lânetle anılırken Hz. Peygamber rahmetle anılmakta, ismi dünyanın her tarafında günde beş vakit ezanda Allah’ın adıyla birlikte okunmaktadır. Mekke putperestleri, olayların sadece dış yüzüne baktıkları için Hz. Peygamber’i arkasız ve güçsüz, kendilerini kalabalık ve güçlü görür ve buna dayanarak Resûl-i Ekrem’in davasının sonuçsuz kalacağından emin olduklarını söylerlerdi. Ama –Râzî’nin ifadesiyle– “Allah durumu onların aleyhine çevirdi; asıl güçlü olanın, Allah’ın destekledikleri ve güçsüz olanların da Allah’ın zillete uğrattıkları olduğunu bildirdi. Böylece kesret ve kevser (geniş topluluk ve bol nimet) Hz. Muhammed’in olurken ona düşman olanların payına da ebterlik, alçalış ve zillet düştü” (XXXII, 134). Bu ifadeler, dolaylı olarak Hz. Peygamber’in yolunu izleyen, inanç ve kararlılığını devam ettiren müminler için de bir müjdedir.

Kurdî / کوردی / Kürtçe (Muhemmed!) Bi rastî me ji bona te ra (bostanne) ku ava wan hilwejokin daye.
Sahih International / English / Ingilizce Indeed, We have granted you, [O Muhammad], al-Kawthar.
M.Pickthall / English / Ingilizce Lo! We have given thee Abundance;
Muhsin Khan / English / Ingilizce Verily, We have granted you (O Muhammad (Peace be upon him)) Al-Kauthar (a river in Paradise);
Yusuf Ali / English / Ingilizce To thee have We granted the Fount (of Abundance).(6286)
Shakir / English / Ingilizce Surely We have given you Kausar,
Dr. Ghali / English / Ingilizce Surely We have given you the Abundance;
Albanian / Shqip / Arnavutça Ne, vërtet, të dhamë ty shumë mira.
Azerbaijani / Azərbaycanca / Azerice (Ya Peyğəmbər!) Həqiqətən, Biz sənə Kövsər (Cənnətdəki Kövsər irmağını və ya bol ne’mət, yaxud Qur’an, peyğəmbərlik) bəxş etdik!
Bosnian / Bosanski / Bosnakca Mi smo ti, uistinu, mnogō dobro dali,
Bulgarian / Български / Bulgarca Ние ти дадохме [о, Мухаммад реката] ал-Каусар.
Chinese / 中文 / Çince 我確已賜你多福 ,
Simplified Chinese / 简体字 / Basit Çince 我确已赐你多福 ,
Czech / Česky / Çekçe Hojnosti, dali jsme ti věru plnou míru,
Dutch / Nederlands / Hollandaca Waarlijk, wij hebben u al Kauther gegeven.
Farsi / فارسی / Farsça (ای پیامبر) به راستی که ما به تو کوثر عطا کردیم.
Finnish / Suomi / Fince Me olemme totisesti jakanut sinulle runsaasti hyvää.
French / Français / Fransızca Nous t'avons certes, accordé l'Abondance.
German / Deutsch / Almanca Wir haben dir die Gabenfülle beschert.
Hausa / Hausa Dili Lalle ne Mu, Mun yi maka kyauta mai yawa.
Indonesian / Bahasa Indonesia / Endonezce Sesungguhnya Kami telah memberikan kepadamu nikmat yang banyak.
Italian / Italiano / Italyanca In verità ti abbiamo dato l'abbondanza.
Japanese / 日本語 / Japonca 本当にわれは,あなた(ムハソマド)に潤沢を授けた。
Korean / 한국어 / Korece 하나님이 그대에게 풍성한 은혜를 베풀었나니
Malay / Bahasa Melayu / Malayca Sesungguhnya Kami telah mengurniakan kepadamu (wahai Muhammad) kebaikan yang banyak (di dunia dan di akhirat).
Malayalam / മലയാളം / Malayalam Dili തീര്‍ച്ചയായും നിനക്ക്‌ നാം ധാരാളം നേട്ടം നല്‍കിയിരിക്കുന്നു.
Maranao / mәranaw Mataan! a Skami na inibgay Ami rka (hay Mohammad) so madakl (a mapiya)
Norwegian / Norsk / Norveççe Vi har visselig gitt deg i overflod!
Polski / Polish / Polonya Dili Zaprawdę, My daliśmy tobie obfitość!
Portuguese / Português / Portekizce Em verdade, agraciamos-te com a abundância.
Romanian / Română / Rumence Noi ţie ţi-am dăruit belşugul!
Russian / Россия / Rusça Мы даровали тебе Изобилие (реку в Раю, которая называется аль-Каусар).
Somali / Somalice Annagaa ku Sinnay Nabiyow Waadi Janno (iyo khary badan).
Spanish / Español / Ispanyolca Te hemos dado la abundancia.
Swahili / Kiswahili / Swahili Dili Hakika tumekupa kheri nyingi.
Svenska / Swedish / Isveççe VI HAR sannerligen gett dig det goda i överflöd!
Tatarça / Tatarish / Tatarca Ий Мухәммәд г-м, тәхкыйк, Без сиңа күп хәерле нәрсәләр бирдек. Ягъни пәйгамбәрлек дәрәҗәсен, зур белем, күркәм холык һәм ахирәттә кәүсәр елгасын бирдек, ул елга сиңа һәм өммәтеңә хасдыр.
Thai / ภาษาไทย / Tai Dili แท้จริงเราได้ประทานอัลเกาซัรแก่เจ้าแล้ว
Urdu / اردو / Urduca (اے محمدﷺ) ہم نے تم کو کوثر عطا فرمائی ہے
Uzbek / Ozbekcha / Özbekçe Албатта, Биз сенга Кавсарни бердик.
Bengali / বাংলা / Bengalce নিশ্চয় আমি আপনাকে কাওসার দান করেছি।
Tamil / தமிழர் / Tamilce (நபியே!) நிச்சயமாக நாம் உமக்கு கவ்ஸர் (என்ற தடாகத்தை) கொடுத்திருக்கின்றோம்.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>