3. Hîzb, İsrâ Sûresi

İsrâ Suresi 90. Ayeti Meali

وَقَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الأَرْضِ يَنبُوعًا
Ve kâlû len nu/mine leke hattâ tefcura lenâ mine-l-ardi yenbû’â(n)
1
ve kâlû
ve dediler
2
len nu’mine
biz asla inanmayız
3
leke
sana
4
hattâ
oluncaya kadar, olmadıkça
5
tefcure
fışkırtırsın (yerden çıkarırsın)
6
lenâ
bizim için, bize
7
min el ardı
yerden, yeryüzünden, arzdan
8
yenbûan
pınar, menba, su kaynağı

Diyanet İşleri (90-93) Dediler ki: “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim.”
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) Kâfirler şöyle dediler: «Sen, bizim için yerden suyu kesilmeyen bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.»
Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 1) Ve dediler: Biz sana asla inanmayız, ta ki bizim için şu yerden bir pınar akıtasın,
Elmalılı Hamdi Yazır Ve biz dediler: sana ıhtimali yok inanmayız, tâ ki bizim için şu yerden bir menba' akıtasın
Diyanet Vakfı Onlar: «Sen, dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.»
Abdulbaki Gölpınarlı Dediler ki: Bize yeryüzünden bir kaynak çıkarıp akıtmadıkça inanmayız sana.
Adem Uğur Onlar: "Sen, dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız."
Ahmed Hulusi Dediler ki: "Bizim için arzdan bir pınar fışkırtmadıkça sana asla iman etmeyeceğiz. "
Ahmet Tekin Onlar:
'Sen bizim için, yerden bir kaynak, bir pınar büngüldetmedikçe asla biz sana güvenmeyeceğiz, inanmayacağız' dediler.
Ahmet Varol Dediler ki: 'Yerden bir kaynak fışkırtmadığın sürece sana inanmayacağız.
Ali Fikri Yavuz (Kur’an’ın belâgat ve azameti karşısında âciz kalan müşrikler şöyle) dediler: “- Biz, sana, asla inanmayız; tâ ki bizim için şu yerden (Mekke’den) bir pınar akıtırsın.
Bekir Sadak soyle soylediler: «Bize, yerden kaynaklar fiskirtmadikca sana inanmayacagiz",
Celal Yıldırım (Sapık kâfirler) dediler ki: Mümkün değil sana inanmayız, tâ ki bize yerden kaynak (su) çıkarasın.
Diyanet İşleri 2 Şöyle söylediler: 'Bize, yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız',
Fizilil Kuran Bunlar dediler ki; «Bize yer altından pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız.
Gültekin Onan Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça (tefcürelena) sana kesinlikle / asla inanmayız."
Hasan Basri Cantay «Biz, dediler, sana kat'iyyen inanmayız. Tâki bizim için şu yerden bir pınar akıtasın».
Hayat Neşriyat Ve dediler ki: 'Bize yerden bir pınar fışkırtmadıkça sana aslâ îmân etmeyiz!'
Ibni Kesir Dediler ki: Sen, bize yerden bir kaynak fışkırtıncaya kadar sana asla inanmayacağız.
Muhammed Esed Nitekim, "Ey Muhammed, bize yerden gözeler fışkırtmadıkça sana inanmayacağız" diyorlar,
Ömer Nasuhi Bilmen Ve dediler ki: «Biz sana imân etmeyiz. Bize yerden suyu çok bir çeşme akıtıncaya kadar.»
Ömer Öngüt Dediler ki: “Sen bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana aslâ inanmayız. ”
Şaban Piris -Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız, demişlerdi.
Suat Yıldırım Ve "Biz" dediler; "Sana asla inanmayacağız. Ta ki yerden bir pınar akıtasın.
Tefhim-ül Kuran Dediler ki: «Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız,»
Ümit Şimşek Dediler ki: 'Bize yerden bir pınar akıtmadıkça sana inanacak değiliz.

Diyanet Tefsiri Tefsirlerde 90. âyetin iniş sebebiyle ilgili olarak İbn İshak’tan nakledilen bir rivayete göre (meselâ bk. Taberî, XV, 164-166; Kurtubî, X, 334-336) Utbe ve Şeybe kardeşler, Ebû Süfyân, Nadr b. Hâris, Ebû Cehil, Ümeyye b. Halef, Velîd b. Mugîre gibi Kureyş’in ileri gelen müşrikleri, Kur’an’ın mûcizevî üstünlüğünü kabul etmedikleri gibi onun benzerini ortaya koymaktan da âciz kalınca bir heyet halinde Kâbe’nin yanında toplanıp kendisiyle görüşmek üzere Hz. Peygamber’i oraya davet etmişlerdi. Hz. Peygamber, samimi bir görüşme yapacaklarını umarak yanlarına geldiğinde ona özetle şunları söylediler: Sen şimdiye kadar Araplar’dan hiç kimsenin yapmadığı kadar halkımız arasında bir ihtilâf ortaya çıkardın; atalarımızı yerdin, ilâhlarımıza hakaret ettin, akıllılarımızı ahmak yerine koydun, toplumumuzu böldün, bize olmadık kötülükler yaptın. Eğer bunları mal için yapıyorsan aramızda sana mal toplayalım ve seni en zenginimiz yapalım, şan ve şeref kazanmak için yapıyorsan seni başımıza lider yapalım, eğer ruhsal bir rahatsızlık sebebiyle bunu yapıyorsan bir tabip bulup iyileşmen için malımızı mülkümüzü harcayalım veya seni mâzur sayalım (çünkü onu cin çarptığını düşünenler de vardı). Hz. Peygamber, bu söylediklerinin hiçbirinin doğru olmadığını, aksi ne Allah’ın kendisini gerçek bir elçi olarak gönderdiğini, kendisine bir kitap indirdiğini, uyarıcılık görevini yerine getirmesini emrettiğini; bu sebeple onlara Allah’ın mesajlarını tebliğ ettiğini ve uyarıda bulunduğunu ifade ederek eğer kendisini dinleyip uyarısını kabul ederlerse bundan dünya ve âhiret hayatları bakımından kârlı çıkacaklarını, ama reddederlerse artık kendisi için sabredip Allah’ın hükmünü beklemekten başka bir çare kalmayacağını ifade etti. Bunun üzerine söz konusu heyet, alaycı bir üslûpla –etraftaki dağları kaldırarak verimli topraklarını genişletmesi, söylediklerini doğrulaması için atalarından bir zatı diriltmesi gibi daha başka talepler yanında– konumuz olan âyetlerde belirtilen saçma isteklerini sıraladılar. Resûlullah ise, kendisinin bunları gerçekleştirmek gibi bir görevinin olmadığını belirterek yukarıda anlatılan açıklamalarını tekrar hatırlattı ve nihayet umduğunu bulamamanın verdiği üzüntü içinde onlardan ayrıldı (Sîretü İbn İshâk, s. 187-188).

Kurdî / کوردی / Kürtçe Ewan (nankoran) gotine: "Heya tu ji bona me ra kanîyekî ji zemîn dernexî, em bi te bawer nakin."
Sahih International / English / Ingilizce And they say, "We will not believe you until you break open for us from the ground a spring.
M.Pickthall / English / Ingilizce And they say: We will not put faith in thee till thou cause a spring to gush forth from the earth for us;
Muhsin Khan / English / Ingilizce And they say: "We shall not believe in you (O Muhammad SAW), until you cause a spring to gush forth from the earth for us;
Yusuf Ali / English / Ingilizce They say: "We shall not believe in thee, until thou cause a spring to gush forth for us from the earth,(2292)
Shakir / English / Ingilizce And they say: We will by no means believe in you until you cause a fountain to gush forth from the earth for us.
Dr. Ghali / English / Ingilizce And they have said, "We will never believe you till you make a fountain to gush forth from the earth for us;
Albanian / Shqip / Arnavutça Ata thanë: “Nuk të besojmë ty derisa që të na nxjerrësh prej tokës burime.
Azerbaijani / Azərbaycanca / Azerice (Qur’anın əzəməti, fəsahət və bəlağəti qarşısında aciz qalan, lakin özlərini sındırmayan müşriklər) belə dedilər: “Bizə yerdən (Məkkədən) bir bulaq çıxarmayınca sənə iman gətirməyəcəyik.
Bosnian / Bosanski / Bosnakca i govore: "Nećemo ti vjerovati sve dok nam iz zemlje živu vodu ne izvedeš;
Bulgarian / Български / Bulgarca И казаха: “Не ще ти повярваме, докато не направиш да бликне за нас извор от земята,
Chinese / 中文 / Çince 他抳﹛G「我拑握ㄚH你,直到你為我怞茖洃@道源泉從地下湧出,
Simplified Chinese / 简体字 / Basit Çince 他们说:�我们绝不信你,直到你为我们而使一道源泉从地下涌出,
Czech / Česky / Çekçe a říká: "Neuvěříme ti, pokud nedáš vytrysknout před námi ze země prameni
Dutch / Nederlands / Hollandaca Zij zeggen: Wij zullen niet in u gelooven, tot gij een waterstraal voor ons uit de aarde doet opspringen.
Farsi / فارسی / Farsça و گفتند : «ما هرگز به تو ایمان نمی آوریم؛ تااینکه از زمین چشمه ای برای ما جاری کنی .
Finnish / Suomi / Fince Ja he sanovat: »Emme todellakaan usko sinuun, ellet saa lähdettä suihkuamaan maasta;
French / Français / Fransızca Et ils dirent : "Nous ne croirons pas en toi, jusqu'à ce que tu aies fait jaillir de terre, pour nous, une source;
German / Deutsch / Almanca Und sie sagen: "Wir werden dir nicht glauben, bis du uns aus der Erde eine Quelle hervorströmen läßt
Hausa / Hausa Dili Kuma suka ce: "Bã zã mu yi ĩmãni ba dõminka sai kã ɓuɓɓugar da idan ruwa daga ƙasa.
Indonesian / Bahasa Indonesia / Endonezce Dan mereka berkata: "Kami sekali-kali tidak percaya kepadamu hingga kamu memancarkan mata air dan bumi untuk kami,
Italian / Italiano / Italyanca E dicono: " Non ti presteremo fede finché non farai sgorgare per noi una sorgente dalla terra;
Japanese / 日本語 / Japonca かれらは言う。「わたしたちのために,あなたが地から泉を涌き出させるまでは,あなたを信じないであろう。
Korean / 한국어 / Korece 그대가 우리를 위하여 땅에 서 물을 솟게 할 때까지는 그대를믿지 않으리라 말하더라
Malay / Bahasa Melayu / Malayca Dan mereka berkata: "Kami tidak sekali-kali akan beriman kepadamu (wahai Muhammad), sehingga engkau memancarkan matair dari bumi, bagi Kami.
Malayalam / മലയാളം / Malayalam Dili അവര്‍ പറഞ്ഞു: ഈ ഭൂമിയില്‍ നിന്ന്‌ നീ ഞങ്ങള്‍ക്ക്‌ ഒരു ഉറവ്‌ ഒഴുക്കിത്തരുന്നത്‌ വരെ ഞങ്ങള്‍ നിന്നെ വിശ്വസിക്കുകയേ ഇല്ല.
Maranao / mәranaw Na pitharo iran a: "Di ami ska dn pharatiyayaan, taman sa da a mapakambowat ka rkami phoon ko lopa a manga bowalan,"
Norwegian / Norsk / Norveççe og sier: «Vi kan aldri tro på deg før du lar en kilde velle frem av jorden for oss,
Polski / Polish / Polonya Dili Oni powiedzieli: "Nie uwierzymy ci, dopóki nie sprawisz, by wytrysło dla nas źródło z ziemi;
Portuguese / Português / Portekizce E dizem: Não creremos em ti, a menos que nos faças brotar um manancial da terra,
Romanian / Română / Rumence ori până ce nu vei avea o grădină de curmali şi vie în mijlocul căreia să faci să ţâşnească pâraie îmbelşugate,
Russian / Россия / Rusça Они говорят: "Ни за что мы не уверуем, пока ты не исторгнешь для нас из земли источник;
Somali / Somalice waxay dheheen Gaaladii )Makaad) ku rumayn mayno intaad nooga jeexdo Dhulka Ilo (Burqan).
Spanish / Español / Ispanyolca Y dicen: «No creeremos en ti hasta que nos hagas brotar un manantial de la tierra,
Swahili / Kiswahili / Swahili Dili Na walisema: Hatutakuamini mpaka ututimbulie chemchem katika ardhi hii.
Svenska / Swedish / Isveççe och de säger: "Vi kommer inte att tro dig förrän du låter en källa springa fram ur marken åt oss,
Tatarça / Tatarish / Tatarca Кәферләр әйттеләр: "Син безгә җирдән чишмә чыгарып бирмичә торып, сиңа, ягъни пәйгамбәрлегеңә, ышанмыйбыз.
Thai / ภาษาไทย / Tai Dili และพวกเขากล่าวว่า “เราจะไม่ศรัทธาต่อท่าน จนกว่าท่านจะทำให้แผ่นดินแตกออกเป็นลำธารแก่เรา"
Urdu / اردو / Urduca اور کہنے لگے کہ ہم تم پر ایمان نہیں لائیں گے جب تک کہ (عجیب وغریب باتیں نہ دکھاؤ یعنی یا تو) ہمارے لئے زمین سے چشمہ جاری کردو
Uzbek / Ozbekcha / Özbekçe Улар: «Токи бизга ердан чашма отилтирмагунингча зинҳор сенга иймон келтирмасмиз», дедилар.
Bengali / বাংলা / Bengalce এবং তারা বলেঃ আমরা কখনও আপনাকে বিশ্বাস করব না, যে পর্যন্ত না আপনি ভূপৃষ্ঠ থেকে আমাদের জন্যে একটি ঝরণা প্রবাহিত করে দিন।
Tamil / தமிழர் / Tamilce இன்னும், அவர்கள் கூறுகிறார்கள்; "நீர் எங்களுக்காகப் பூமியிலிருந்து ஒரு நீர் ஊற்றைப் பீறிட்டு வரும்படி செய்யும் வரையில், உம் மீது நாங்கள் நம்பிக்கை கொள்ள மாட்டோம்.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>